17 Mayıs 2022 Salı

denizlere

                                                                         photo credit @hikmeti_tabiyeci


            ya da kağıttan bir gemi yapın, kalp kırıklarınızı atın denizlere. Fonda da Kayahan çalsın: "atın beni denizlere / yalan dünya size kalsın"

 

16 Mayıs 2022 Pazartesi

matematik


 

yılın 360 günü günlük güneşlik Urfa'da fırtına ve sağanak yağıştan ortalığın birbirine girmesi benden başka kimin orda bulunduğu zamana denk gelebilirdi ki????.  çöle gittiğimde de kutup ayısı beni bulursa hiç şaşırmam. 

sabırda bir dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerlediğim şu son yıllarda, istikrarımı bozacak kadar anlamsız uçak rötarlarına aşina olduğum zamanları hiç de özlemediğimi bana hatırlatacak kadar uzun bir rötar yedikten sonra sanırım yaşlılığın bir emaresi olacak; iki gün bile uzak kalsam deli gibi özlediğim yatağıma resmen balıklama atlayıp, içinde yayım yayım yayıldığım sırada, yorgunluktan ve uykusuzluktan kapanmak için yalvaran göz kapaklarıma inat beynim, mühendis bir babanın kızı olarak (ki bu arada herhalde mühendis bir babanın kızı olduğu anlaşılmayan tek insan benim) şansımın ve hayatımın matematiğini kurmayı bilemeyecek kadar beceriksiz olabilmeyi nasıl başarabildiğime akıl sır erdirmekle meşgul olmayı seçtiği için saatlerimiz 02:46'yı gösterdiği halde gözlerim cin gibi açık, tavana bakarak yatıyorum. 


12 Mayıs 2022 Perşembe

aktivist


 "Sevmek en büyük aktivistlik" diyen bir arkadaşından alıntı yaparak şöyle yazmış 4yapraklıyonca instagram hesabında "insanın sevdikleri için bir şey yapması, yapabilmesi, denemesi ne büyük mutluluk ve değer."

"sevmek en büyük aktivistlik".... çok basit bir şeyden bahsedermiş gibi duran ne kadar zorlu bir cümle. sevmekten vazgeçmek üzere olduğumda hatırlayayım diye kendime not olsun diye
bir de buraya yazayım. 

11 Mayıs 2022 Çarşamba

şimdiki zaman

 


"balkona dönüp kahvemi bitiriyorum.

sigaramı söndürüyorum.

cüzdanımı ve telefonumu almadan, üzerimde takım elbisem, cebimde sadece küçük bir defter ve bir kalem, işe gider gibi ama işe gitmemek üzere kapıyı çekip çıkıyorum.

her şeyi terk ediyorum.

o hayatı terk ediyorum.

kendimi terk ediyorum.

daha önce defalarca arabayla, taksiyle, otobüsle, metroyla aştığım sokakları, caddeleri, bulvarları, kavşakları bu kez adım adım, yürüyerek geçiyorum. Yokuşlar iniyor, yokuşlar çıkıyorum. Mahalleler ve otobanlar ve mahalleler ve otobanlar arasına sıkışarak yayılmış şehrin içinde, kendi sıkışmışlığımdan sıyrılmak ve bambaşka bir hayata ya da ölüme, emin değilim, yayılmak üzere yürüyorum. 

bir an için olsun dönüp de arkama bakmıyorum. önüme de bakmıyorum. sadece ayaklarıma bakıyorum. ayaklarım, şimdiki zaman.

geride kalanın ne olduğunu düşünesim yok. önüme çıkacak olanın ne olduğunu da. geçmişi ve sonrayı yok sayan zihnim sadece şimdiki zamanda. 

her şeye gerçekten sahip olabildiğim tek zaman. benimle soluk alan, benimle var olan, benim olan tek zaman. hep içinde durabildiğim, gerçekten ve gerçek halimle var olabildiğim şimdiki zaman, şu an." **

**Başkalarının Tanrısı / Mine Söğüt 



8 Mayıs 2022 Pazar

anaç



anne değilim...yani klasik tanımı ile bir çocuk doğurmadım. bu yüzden toplum tarafından kabul görmüş "çocuk doğurmuş kutsal varlık" statüsüne sahip değilim. beş altı sene öncesine kadar evlat edinerek çocuk doğuramadan bu statüye kavuşmak için az çabalamadım; olmadı. olamadı mı desek acaba? uğraştım uğraştım ama herşey bir şekilde tepe taklak olunca daha da uğraşacak gücü bulamadım kendimde bıraktım ipin ucunu. artık "hayırlısı buymuş" gibi pollyanna söylemlerine sığınmıyorum hiçbir konuda. uğraştım olmadı belki biraz daha uğraşsam olabilirdi. ancak oldurmak istemedim. olmadı bitti nokta. 

bir allahın günü de doğurmamış olmaktan utanç ya da eksiklik hissetmedim kendimde ya da yollarda milletin çocuğunun üstüne atlayıp öpücük, mıncık manyağı yapmadım. "oyun ablası" olmak ve " en iyi çocuk başkasının çocuğu" mottomdan memnun mesut yaşadım/ yaşıyorum. hele hele de etrafımda çocuk sahibi olanların içinde bulunduğu girift durumları gözlemleyince -valla yalanım yok- kendi kendime kıs kıs gülüp, "iyi ki ben bu topa girmemişim" diyorum şimdi çünkü işin sonunda çocuğuna dönüp de "artık hayatımdan çıksan diyorum / bu ikili delilik sona erse / ikimiz için de hayırlısını diliyorum / hiç olmamış gibi davranabilmeyi / bu yok ediciliği anlayabilmeyi / bir bilsen ne kadar, yürekten istiyorum"* diyemiyorsun ve bir süre sonra bütün süreci iyi yönetemezsen total failure oluyor her iki taraf için. ben böyle bir ilişkiyi sağlıklı yürütemezdim, eminim. O yüzden bu topa girenlerin hepsine çoook yürekten sabır, metanet, bol şans; yavrularına da upuzuuunnnn sağlıklı, keyifli, hayat şanslarının bol olduğu ve hep iyilerle karşılaştıkları bir yaşam diliyorum (camdan bakan yaşlı, dedikoducu teyze loaded) 

anne değilim ama dibine kadar "anaç bir yüreğim" var bundan eminim. değil kedilere, köpeklere ve bilumum hayvanata, kadın erkek herkese sonsuz bir şefkat gösterip, emek verebilme potansiyelim var. bazen anaçlıkla enayiliği karıştırıyorum gibi geliyor ama aklımdan ve içimden başka türlüsü gelmiyor. tanıdığım, az tanıdığım ya da hiç tanımadığım herkesin derdine derman olmak, kocaman sarılıp "bu da geçecek" diyip yanında durmak, elini tutmak, tüm iyilikleri ve kötülükleri ile oldukları gibi kabul edebilmek, sabır göstermek, onlar çabalarken yargılamadan destek olmak, yapabileceğim ne varsa dibine kadar yapabilmek istiyorum. doğurmamış olabilirim ama içgüdüsel olarak ihtiyacı olan herkes için şefkat ve adanmışlık gösterebilirim. normal mi değil mi bilmiyorum, çok da umrumda değil zaten. neyse ne.

sınırsız şefkat için kanalıma abone olmayı unutmayın.

sabah instagramda junogözlemci "anneler gününü şefkatli ve emektar olma günü olarak kutlamayı tercih ediyorum" diye yazmış. gün şefkatli ve emektar olabilenlerin günü bence de. kutlu olsun. 


*sezen aksu: ikili delilik şarkısından bir kuple


30 Ekim 2021 Cumartesi

bak yine

 


Bak yine yaptım, yapıyorum...kendimi saçma bir rutinin içine soktum kendime hiç vakit ayıramadım. Ne buraya ne de kara kaplı günlüğüme uzun zamandır bir şeyler çiziktiremedim. Oysa sürekli dertleştiğim, uyanık kaldığım (yok ben uyurken de yapıyorum: bir şey sorucam? uyurken kafanızın çalıştığını hissediyor musunuz? bana uzun zamandır şöyle bir şey oluyor. biliyorum uyuyorum hatta rüya gördüğümü de biliyorum ve kafamın sorular ürettiğini hissediyorum. Soru soruyorum kendi kendime bunu hissediyorum yani uyurken de bir şeyleri çözmeye çalıştığımı hissediyorum, beynimi durduramıyorum. neyse işte böyle garip bir ruh hali) her an konuştuğum iç sesimle bu dertleşmelerimi kağıda döksem, dökebilsem ne güzel olacak. Bir zaman sonra insanın kendisinin nereden nereye geldiğini görmesi güzel oluyor. 

Bu aralar yukarıda neler oluyorsa; artık hangi gezegen hangi gezegene yan baktıysa ve hangi yıldızın kuyruğuna bastıysa içimde bir huzursuzluk, böğrüme oturmuş bir sıkıntı var. Belli bir nedeni yok. Çok şükür işimde gücümdeyim. Göz doktoruna, dişçiye ve jinekoloğa gitmem lazım ama bir süre daha erteleyecek gibi duruyorum. Aslında ertelemesem iyi olur çünkü zaten erken menapoza girme durumum vardı kaç senedir, bu olduğumuz iki aşının adet kesilmesine yol açtığı konuşuldu birbirinden alakasız iki üç ortamda. Söylenen o ki kadınlarda farklı sürelerde -kimi iki ay kimi üç ay- regl aksamasına yol açmış bu aşılar. Eğer böyle bir yan etki varsa benim zamana yayılacak olan erken menapozum tası tarağı toplayıp çoktan beni terk etti. Ağustos'tan beri regl olmuyorum. Hiç buna üzüleceğim aklıma gelmezdi; zamanı gelince insanın regli bile kıymetli oluyor, arkasından yas tutuyormuş. Bunun yanı sıra uzun zamandır diş eti kanamam var. Dişlerimi fırçalarken hep kanıyor, yakında dişlerimi de topluca elime alacağım galiba. Bir de gözler iyice gitti. Bu master ve online derdine sürekli bilgisayar karşısında olmak hem yakın hem uzak derecelerimi arttırdı galiba. Yakın için şimdilik kitap vs okurken gözlüğe ihtiyacım yok ama mesela bıyıklarımı almak için aynayı çok yakında tutunca göremiyorum; uzağa tutunca da net göremiyorum. İki gece önce kardeşimle "Dune" filmini izledik; altyazıları açmıştık, baktım görmek için gözlerimi kısıyorum. Onlara bakayım derken filmi kaçırıyorum. Dedim "kapatalım şu alt yazıları, ben filmi kaçırıyorum". 

Ah insan böyle böyle yaşlanıyor demek. Ne kadar spor yaparsan yap, ne kadar iyi beslenmeye çalışırsa çalışsın bazı şeyler seni sonsuza dek terk ediyor, arada bir kart atıp halini hatırını bile sormuyor.