21 Mart 2010 Pazar

al sana bir kıyak

Cuma günü kendime bir Kadıköy ısmarladım. Ne zamandır gideyim diye düşünüp kendi kendime bir sürü bahane uyduruyordum. Sabah fatura ödemeye çıkıp işim beklediğimden de erken bitince dedim ki "ya hava süper, ne duruyorsun atla git Kadıköy'e". Dinledim çalışkan, enerjik iç sesimi atladım sarı dolmuşa, ver elini Kadıköy.


Valla özlemişim Kadıköy çarşısını; balıkçılarını, taptaze meyva ve sebzeleri ile manavlarını, çeşit çeşit restoranını, sahaflarını, kafelerini, Petek pastanesini, Beyaz fırınını özlemişim. Aslında hedefim tezle ilgili kitap dergi vs. araştırmaktı. Önce hedefe odaklı dolandım sokaklarda. Birkaç sahafa girdim çıktım. Bulamadım aradığımı. Sahaflar sanki eski sahaf gibi değil. Ne aradığınızı söylüyorsunuz, hiç bakmadan "yok!" diyiveriyorlar. "Başka nerelere bakabilirim?" diye sorunca da "valla bilmem!" diye başlarından atıyorlar. Sahafsın sen kardeşim, "ben bir araştırayım dersin" dimi ama yok "salla gitsin". Tok esnaf bunlar ne olcak. "Yemek ve Kültür" dergisinin eski sayılarını aradığım bu sahaf gezisinde kafam o kadar doldu ki bir sahafa girdiğimde "Yemek ve Sahaf dergisi var mı sizde?" diyerek önce kendimi sonra da sahafı bir iki saniye dumur edebildim. Neyse sonuç olumsuz oldu tabii, aradığım sayıları bulamadım. Bulduklarımla yetindim. Bakına bakına dolanırken aklıma Fazıl Bey kahvecisi geldi.


Zaten sabah telefon faturasını öderken veznedeki memura okkalı bir Türk kahvesi gelmiş, utanmasam "bana da bir kahve söyler misiniz"i ağzımdan kaçıracak kadar kahve kokusu beni kendimden geçirtmişti. Hemen girdim Fazıl Bey'den içeri, söyledim bir orta kahve, çıktım yukarı. Pencereden dışarıyı seyrederken kahvem geldi. Kahvemi yudumlarken de arka fondan Müzeyyen Senarla Tarkan düeti keyfimi tamamladı.
"Benzemez kimse sana
Tavrına hayran olayım
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım
Lütfuna ermek için
Söyle perişan olayım"
Keyif güzeldi de eve dönme vakti çoktan gelmişti. Dönüş yolunda Baylan'a da bir selam çakıp, bir dahaki sefere "Kup Griye" sözü verdim. Hemen yanında açılmış olan İş Bankası yayınlarından da "20.yy Felsefe Tarihi" kitabını attım çantaya. En kısa zamanda okumalı bunu, zira faydalı bir eser kendisi.
Caddebostan'da dolmuştan inip arabaya doğru yürürken, meşhur Suat'ın kapısında asılı duran kedili tşört bana göz kırpınca, onu da attım çantaya ve arabaya doğru yürümeye başladım.

Bir arabanın tepesinde baharı karşılayan martı efendi, günün en güzel sürpriziydi bana. Onunla
da selamlaşıp, eve doğru yola koyuldum. Bahar geldi bir hoş oldum ben yahu.


4 yorum:

öküz dedi ki...

imrendim... özlemşim.. gitmek, bir hatırını sormak lazım kadıköy'ün.. haklısın..

JoA dedi ki...

fazıl bey bizim de sevgili kahvecimiz. hele o lokumlar:)

Sndrfknella dedi ki...

Kuşum Cumartesi Annekş'la Baylan da bir tatlı molası verelim dedik, ve dediğimize de pişman olduk. Garsonların laubaliliği, boşvermişliği cinlerimizi tepemize çıkarttı. Sahiplerin ise dünya umurunda değil gibiydi. Kadıköy çarşı hem sahafları hem de Baylan'ıyla tok satıcı olmuş... Yazık... gerçekten yazık :(

Ben Keyfim ve Kahyası dedi ki...

Güzel bir yazı. Sayende Kadıköy turu yaptım :) Fazıl Bey favori kahvecim üstüne tanımam hele karışık kahvesi misss... Lokumlarını da geçen gün keşfettim ayıp bana. Aradığın dergileri birde Atatürk Kitaplığına sor. Belki bulabilirsin orada.