14 Mart 2012 Çarşamba

satır araları

Bu aralar satır aralarını okumaya çalışmaktan o kadar bunaldım ki.
Kim neyi neden demiş? Bunu derken aslında söylemek istediği neymiş?
Böyle söylemesini doğuran nedenler acaba neymiş? diye düşünmek ne kadar zormuş.
Acaba satır aralarını okumaya çalışmak mı yoksa satır arası okunacak kişi olmak mı kolay?
Velhasıl bu aralar satır aralarına taktım.

12 Mart 2012 Pazartesi

terliği ayağın ucunda sallamak

Ne zamandır elim gitmiyor buraya yazmaya. Herhangi bir terslik olduğundan falan değil sadece terliğimi ayağımın ucunda sallamakla meşgulum. Bu da ne demek derseniz; kargaca huzurun tanımı derim size.
Dilimi ısırayım bu aralar sürekli yan gel osmancılık oynuyorum. Ev, iş, koltuk, tv, yatak çokgeninde geçiyor hayatım. Ama hiiiiiçççççç şikayetim yok. Bu aralar içimdeki sesi dinliyor, sakin denizin üzerinde süzülen yelkenli misali günlerin geçip gitmesini izliyorum. Acele yok, plan yok, sinir yok, stres yok, koşturmaca yok, tilkilerin kuyruklarını bağlamaya çalışmak yok. Kısacası iyiyim hem de çok iyiyim.

1 Mart 2012 Perşembe

mart bir

Bugün takvimler martın birini gösterirken, bu sene kışın kışlığını göstermeye kararlı olduğu iyiden iyiye anlaşıldı. "Küresel ısınma var", "her yer çöl olacak", "365 gün yaz havası yaşanacak" felan gibi bilumum sözlerle felaket tellallığı yapanlara nah yaparcasına, tepemize "alın size kar" misali ara ara konfeti kabilinden kar tanelerini attırıveriliyor. İyi güzel yağsın yağmasına da, bu durum insan beyninde her sabah az biraz "acaba bugün kar yağdı mı? taksi mi yoksa araba mı?" gibi sorular eşliğinde ani stress topları oluşturmuyor değil. Mesela bu sabah uyanıp da pencereden dışarı bakınca gördüğüm karlı manzara karşısında uykulu pörtlek gözlerim bir anda açılıverdi. Kısa bir "bugün ne geysem?" düşünce silsilesinin ardından kendi kendime "taksi mi araba mı?" papatya falını oynadıktan sonra dedim ki "kızım karga, sen bugüne bugün ileri sürüş tekniklerini bilen bir kargasın, yürü be koçum, atla arabaya gidelim, hem bugün yarım gün" diyerek düştüm yollara da yolun yarısında tepemden aşağı boca edilen kar tanelerini ambalaj köpüğü kıvamından Uludağ karı seviyesine gelip çok kısa bir sürede her yeri doldurmaya başlayınca biraz yusuflamadım değil. Ama içimde yaşayan "yiğitliğe bok sürdürmem uleynn Kadir ağbi" sayesinde, çok şükür hedefe vardım.  Şimdi ofiste ben bu satırları attırırken hava yükselmiş, hayatın genel dengesizliği havaya da bulaşmış halde. Sanırım öğlene güneş açacak. Bir günde dört mevsimi yaşamak dedikleri bu mu acep?

28 Şubat 2012 Salı

totemci

Uğruna inandığınız bir hareketi yapmak totem yapmakmış. Ofisteki hasta Beşiktaşlı arkadaşımın bana verdiği tanım bu. Mesela kendisi önemli Beşiktaş maçlarını izlemiyor çünkü izlediği an kaybediyorlarmış. Ben de totemci oldum. Hem de uzun bir zamandır. Haftada birkaç kere gittiğim Moda'da yolumun üstündeki sayısal lotocuya totem yapıyorum. Henüz kendisine bunu anlatmadım ama haftanın aynı günü aynı saatte aynı kuponları verip, yüzünde çarpık bir gülüşle makinadan gelecek alkış seslerini dinleyen beni görmekten adam anlamıştır totem yaptığımı ve sanırım içinden "hah benim totemci geliyor!" diyordur.
Artık başka yere kuponlarımı veremiyorum çünkü çok eski bir arkadaşıma benzettiğim bayideki adamı ve camında "bilmem ne tarihli büyük ikramiye bizim bayimizden satılmıştır!" yazısını gördüğümden beri bu bayiiye geliyorum. İnanıyorum uğruna. Her hafta aynı gün ve saatte, bayideki adam ve ben, beş dakika eldeki kuponlara kitleniyoruz. Biliyorum, ikimizde "tebrikler büyük ikremiyeyi kazandınız!" yazısını görmeyi bekliyoruz. Ben kafamda o yazıyı gördüğümde adama neler diyeceğimi bile kurdum. Geçen sene 100TL kazandığımı öğrendiğimde, "neee! hadi ya! ne yapıcam şimdi, nerden alıcam, ne zaman alıcam" diye yaşadığım kısa süreli paniği görüp, "hanfendi buradan alacaksınız nerden olucak" diyerek oldukça cool bir cevap verip beni maymuna döndürdüğünden beri hazırlıklıyım, hele büyük ikramiye bir çıksın, bankoya dirseğimi koyup, saçlarımı şöle sağa sola savurup "eeeeooooo hahaha, cicim daha büyük bir dükkan ister misin? şöle cancanlı tarafından" diye sormayı düşünüyorum.
İki haftadır işler iyi, allah bereket versin altı lirayla haftayı kapatıyoruz. Ben makinadaki alkış seslerini duydukça yüzümdeki fiyonk gülümseme büyüyor gözlerim kocaman açılıyor farkındayım ve ben ööle şeşibeş olunca adamın yüzünde de müstehzi bir gülüş beliriyor. Garibim ben sevinince o da seviniyor. Alt tarafı altı lira ama o altı lira altı binin habercisi. O da ben de biliyoruz bunu.

27 Şubat 2012 Pazartesi

ayran kafalı

Son günlerde şöyle cümleler çok dikkatimi çekmeye başladı:

"Son yıllarda satışına başladığı kendi tasarımı olan dökme tencerelerle dikkati çeken bilmem kim, sekiz yaşından beri mutfakla haşır neşir olduğunu, annesinin mutfakla arası iyi olmadığı için sokaklarda lezzetler keşfetmek için dolaştığını söylüyor. Mutfak ile ilişkim sekiz yaşında başladı diyor"
"Beş yaşımdan beri krem kullanıyorum. O zamanlardan beri güzellik malzemelerine düşkünlüğüm vardı. Beş yaşımda hatırlıyorum, bütün bir tüpü kullanır vücudumu kremlerdim."
"Altı yaşından beri bir gün Oscar törenlerine katılacağımı söylüyordum. Altı yaşımdan beri bunların hayalini kuruyordum ve işte bugün burdayım."

Bu tarz konuşanları duyunca "vaaay be diyorum ben ne ayran kafalıymışım". Ben hiç böle birşeyler dediğimi ya da bırakın dediğimi düşündüğümü bile hatırlamıyorum. Beni yatırsalar psikologların o deri koltuklarına (bu arada benim gittiğim psikolugun deri koltuğu değil, fiskos koltuğu vardı. Eski zaman işi, insanda çay fincanını eline alıp, "yaw ben küçükken!" diye konuşma isteği uyandıranlardan. Demem o ki deri koltuk şehir efsanesi) ve "küçüklüğünüzü anlatın bize!" deseler, benden böyle cümleler çıkmaz. Çıksa çıksa "üç yaşımda kardeşimin doğduğu gün yediğim yeşil piramit çikolataları hatılıyorum, koca bir kese kağıdını bitirmiştim, böyle hom hom hom yedim bitirdim. Kimse de birşey demedi. Ha bir de annemler bir tane gelin bebek almışlar, bana da "bunu kardeşin sana getirmiş dereden" demişlerdi, uzun zaman bebeklerin dereden geldiğini ve bu işin çok karlı olduğunu düşünüp ne kadar çok kardeşim dereden gelirse o kadar çok bebeğim olur hesabı yaptığımı hatırlıyorum" derim.
Yoktu ben de böyle düşünceler, böyle kesin belli yaşlarda insanlar ne düşündüklerimi nasıl hatırlıyorlar bir türlü anlamıyorum. İşin komik tarafı böyle yuvarlak laflar değil, kesin kesin "dokuz yaşında, altı yaşında, beş yaşında" kesin ve net tarihler. Sonunda anladım bendeki ayran kafalılıktan bu bir baltaya sap olamama hali. Durum budur.

25 Şubat 2012 Cumartesi

geçmiş olsun

24 Şubat 2012 Cuma

Saat: 07:00 Saat çalar
(İç ses): Bugün günlerden ne? Pazar? Salı? Çarşamba? Ha tamam yaw Cuma!! Off bugün o gün! Offf hiç yapasım yok!!! Neyse hadi karga kalk! Nereden geldi şimdi 'bu da geçer!" şarkısı aklına?


Saat: 08:00
(İç ses): Ooohhh bir bardak daha çay içeyim. Aman saat de sekiz olmuş. Yok yaw yetişirim, sunum on buçukta zaten, dokuza çeyrek kala okulda olsam, bir fön çektirsem, ofise uğrasam biraz daha baksam söyleyeceklerime sonra da on gibi bölüme çıkarım, projeksiyon aletini al falan anca olur. Tamam ya olur olur! 
(Dış ses) Anne bir bardak daha çay koysana!
Saat: 08:30
(İç ses): Yaw bu elbisenin yandaki fermuarı kapanmıyor. Dur yahu biraz daha hızlı kapatayım. Hah oldu! Şimdi de arkadakini kapatayım. Hay Allah yaw! Kollarım yetişmiyor, ha gayret olacak. Aaaaa yan fermuar yırtıldı. Ay inanmıyorum, gitti fermuar. 
Anneeee! Bi gelsene! Fermuar yırtıldı.
Anne: Ah ah!! Biliyodum bize bozuk fermuarlı elbiseyi sattılar. Ne ileri gidiyodu ne de geri gidiyodu. Gidip iki çift laf söyleyeceğim o kadınlara. Niye beni çağırmadın?
Dış ses: Yaw, arkadaki fermuarı kapatayım derken bir anda attı işte.
Anne: Ee bel kısmı dar geliyor tabii.
(İç ses): Yuh anne yaw!! Ne diye bel kısmı dar gelsin. Ne demek şimdi bu?
(Dış ses): Ne yapıcaz?
Anne: Üstünde dikicem. Dur dikiş kutusunu getireyim.
(Dış ses): Hadi çabuk ama geç kalıcam.
Anne: Canım bugün idare etsin. Hemen dikerim. Sen ipi de at ağzına.
(Dış ses): Ne diye alıyorum ipi ağzıma yaw? Üstümde dikiyorsun diye mi?
(İç ses): Alla alla ne işi var bu bir parça ipliğin ağzımda. yutucam şimdi o olacak! 


Saat 09:15
(iç ses): Yaw geç kalıcam. Offf daha fön çektiricem. Yaw kardeşim bir sıkıştırmayın yahu, ne biçim araba kullanıyosunuz ya. Valla dövücem şimdi ha!! Ama acelem var, başka zaman. 


Saat 09:30
(İç ses) Bu adam saçlarımı ıslatmadı. Bööle fön çekilir mi? Off dayanmayacak şimdi. Aaaaa amma beyazım olmuş. Dur yahu şunlara bir yakından bakayım. 
Kuaför: Hanfendi, bir kıpraşmayın.

Saat 10:00
(iç ses): Aman şu anşante ayakkabılarımı da giyeyim. Yaw karga olalı böyle zulüm görmedim. Böle elbiseler onüç punto topuklular. İnşallah ayağımı burkmam. Aaaa bölümde kimse yok! Allahım yaw bugün benim tez sunumum var. Nerde bu millet nerde bu devlet? Elimde bilgisayar çantası, el çantası, projeksiyon aleti, çikolata çantası. Te allahım sanki kız istemeye gidiyoruz. Ayaklarım patladı bu ayakkabıların içinde. Yaw onbeş dakikadır ellerimdeki yüklerle on üç puntonun üstünde dikiliyorum. Bayılazaaam. 


Saat 10:25
Sınıf arkadaşım: OOoo Karga'cım, bu ne şıklık?
(Dış ses): Valla iyi bak. İlk ve son görüşün. Zira şu iş bitince bu ayakkabıları atıcam.
Sınıf arkadaşım: Şu tezini versen bir bakayım?
(Dış ses): Al, bak fazla var burda.
(iç ses): Tam sırası şimdi. Zaten dinleyecen iki dakka sonra. Dur şurda kafamı toplamaya çalışıyorum. 
Sınıf arkadaşım: Eeee şimdi buraya bir kaynak yazmışsın. Ama metinde yok bu kaynak.
(Dış ses): Okuyup bilgi aldığın ama alıntı yapmadığın kaynakları da koyabiliyorsun kaynakça bölümüne.
Sınıf arkadaşım: Aaaa öyle mi ben öyle bilmiyorum. Peki burdaki kaynak metinde nerde?
(İç ses): Aaaa geliyorlar bana toplu halde! Buna da iyilik yap, gözünü çıkarıyor. Yaw sen kendi tezinde canın ne istiyorsa öyle yap. Bu benim tezim. 
(Dış ses): Valla ben tez yazım klavuzunda böyle gördüm. Danışmanım da birşey demedi bu konuda.
(İç ses): Yaw kızım, sırası mı şimdi. Ben burada üç buçuk atıyorum. Bir de sen jüri kesildin başıma. Allah allah yaptım işte bitti gitti. Bidı bıdı sorma bana soru. 


Saat 11:45
Jüri üyesi tarihçi: Bu tezin ilk yirmi sekiz sayfasını başka biri yazmış diğer geri kalan seksen sayfayı da başkası. Nasıl oluyor böyle birşey? Tezin geri kalanı çok iyiyken bu yirmi sekiz sayfa rezalet. Bu bölümü yırt at, yak. Tarihin derinliklerinde kaybolsun.
Tez danışmanı: N. 'cim, o kadar da değil. Çıkarsın bir yerde dursun.
Jüri üyesi tarihçi: Hayır efendim. Hiçbir yerde kullanmasın, yok etsin. Rezalet, skandeeelll!!!  
(Tarihçi, kaynanalar dizisinin Tijeni gibi tiz çığlıklar atıp, gözlerini devirmektedir. Bu sırada bu tiz çığlıklar karşısında, tam o esnada Karga'nın zihninde...)
(İç ses): Yaaaa bak, biliyodun bu kısmın iyi olmadığını. Çıkar dediler dinlemedin. Yaw bu kadın çok mu kilo almış ne? Amaaaan düzeltme verecekler ya da uzatma. Offf kafamda bitti bu iş benim. Bir daha nasıl oturucam başına. Aaaa bugün yine morlarını giymiş. Mor bir sürü bilezik de takmış. Amma sert çıktı. Hiç beklemiyordum. Fena nakavt oldum. Nasıl duruyorum acaba? Kambur durma! Bir daha kırmızı oje sürmeyeceğim. Ellerimi oynatırken çok dikkatimi çekiyor, hep ellerimi takip ediyorum kafam dağılıyor. Ayy ne diyor? Yakıyım mı? Tamam çıkarıcam bu bölümü de niye sen bu kadar sert çıktın. Acaba ev sahibi ile kavga etti de bende mi çıkarıyor hıncını? öğle yemeğinde ne yesem acaba? Çok karnım acıktı. Çikolatayı boşuna mı aldık acep? Valla bütün paketi yiyeceğim. 
(Dış ses): Tabii hocam, ben biliyordum zaten, bu bölümün aksadığını. Değiştireyim hatta atayım.
(İç ses): Yaw keşke böle istediğimizde moleküllere ayrılsak. Mesele ben şimdi moleküllerime ayrılsam ve burada olmasam ya da yerin dibine gitsem ve çıkmasam, biraz orda takılsam. Offf yerden yere vurdu.
Jüri üyesi tarihçi: Bu yirmisekiz sayfayı at, tezin diğer kalanından çok memnum. Çok şey öğrendim, metodolojisi çok iyi oturmuş, romanlar çok iyi seçilmiş. Ama bu yirmi sekiz sayfa ah bu yirmisekiz sayfa....

Saat 12:15
Tez danışmanı: Karga'cım, biz seni oy birliği ile geçirdik. Ama bu birinci bölümü çıkar. Bu bölümdeki bazı noktaları girişe yedir. Hadi hayırlı olsun.


Yaaa işte böyle bugün biraz tedirgin, sancılı ve dayak yemişten beter geçti. Hiç beklemediğim bir jüri üyesi inanılmaz sert bir çıkış yaptı. Evet söylediği herşey de haklıydı ama söyleme biçimi olmadı. Bolca üzüldüm azıcık kırıldım. Bütün o konuşmaları yaparken, kendimi karikatürlerdeki gibi karşısında bağıranın yarattığı rüzgarda saçları geriye giden tipler gibi hissettim. Sanırım küçük çaplı bir şok geçirdim. Her zamanki gibi böyle durumlarla karşılaştığımda aklım başka yerlere kaçtı. Neyse sonuçta onbeş gün içinde düzeltmeleri yapıp vereceğim. Geçmiş olsun bana. Doktora mı? Şaka yapıyorsunuz galiba?

21 Şubat 2012 Salı

içime cemre düştü

Valla blogcum bana bir haller oldu. Havaya düşen cemreden bir tanesi benim de içime düştü. Nasıl böyle kıpır kıpır içim bilemezsin. Sanki Rio karnavalının samba güzelleri içimde resmi geçit yapıyorlar. Bu aralar blogcum haleti ruhiyem bir grup sambacıyla Rio karnavalı tadında anlayacağın. Pek bir güzel, pek bir keyifli. Hayırdır inşallah!!!

 

karga'nın günü Copyright © 2009 Cookiez is Designed by Ipietoon Distributed by Blogspot Templates