12 Kasım 2015 Perşembe

vicky





Küçükken hiç kaçırmadan izlediğim çizgi filmdi Vicky the Wiking. Koca koca adamların çözüm bulamadığı sorunlara Vicky hemen çözüm buluverir, herkesi kendine hayran bırakırdı. Bir de sevinince koşar havaya şıçrar ve iki ayağını yandan birbirine vururdu. Bugün de benim okulun kampüsünde koşturup havaya sıçrayıp ayaklarımı havada birbirine vurasım vardı çünkü evlat edinme prosedürlerinin ikinci ayağı ev ziyaretine gelecekler yakında, büyük ihtimalle haftaya.
Maceramızın son bölümünde (değerli seyirciler / okuyucular)iki hafta önce evraklarımı teslim edip bir dizi ahret sorusuyla sorgulanıp, "bu daha başlangıç, devamı misliyle gelecek" diye nitelendirilebilecek diğer prosedürler hakkında bilgilendirilip okunacak üç kitap ödevi verilerek eve postalanmıştım. O gün bugündür ne arayan vardı ne de soran. Tabii bir karga klasiği olarak ben kendi kendime bu sessizliği kötüye yorup, dosyamı kapattıklarını, bu işin "daha başlamadan bittiğini, zaten benim neyime ki, ben kim oluyorum ki" gibi bir dizi cümleyi ardı ardına kendi kendime sıralayıp, ev ahalisine (bay köfte ve kara kıza; misket bey karizmatik, o pek ilgilenmiyor bu işlerle) dert yanıp duruyordum. İşin kötüsü bizim okulda daha önce evlat edinmiş olan arkadaşımla konuştuğumda bundan sonraki prosedürlerin çok yavaş ilerlediğini, kendisinin bütün işlemlerinin bitmesinin iki yılı aldığını duyunca, takvimi elime alıp oturup kabaca bir hesap yaptım, bu işler böyle kağnı hızıyla giderse bana anca gelse gelse onsekiz yaşında bir çocuk gelir; "hazır burada büyümüşü var sen al bununla ilgilen" derler diye düşünüp, bir de üzerine oturup ağladım (onu da kendi kendime kimselere göstermeden yaptım ki sevmem ağladığımın görülmesini).
Artık nedendir bilmiyorum bugün olaylara müdahele etme genim devreye girip, "kızım kendi kendini yiyeceğine aç telefon, hazır bahanen de var; başka ilden evlat edinmek istemem demiştin, konuştun ya okuldaki başı büyüklerle, dediler ya sana; "aaaa olur mu sana haber gelince iki gün içinde o şehre intikal etmen gerekince biz sana izin veririz dediler ya, 'fizanda da olsa gider alırsın o bebeği hem fizanı da gezersin fena mı?' dediler ya. İşte aç telefonu ben 'fizanda da olsa gidicem o bebeği görücem' de işte hem de bu arada üç numaralı şirin çiko sesinle 'hani bana çaya gelecektiniz, noldu o iş?' diye de sor, bastır, durma, yürü be koçum, kim tutar seni!' diye kendi kendime gazı verince, açtım telefonu. Üç numaralı çiko sesimle hal hatır üç beş, fizan meselesine giriş derken eve ziyarete bağladım. "Hani bana da gelecektiniz?" demeye kalmadı, benim dosya ile ilgilenen G. hanım; "ben de sizi arayacaktım zaten, size geleceğim bu aralar" diyince Sultan filminde evlenme teklifi Sultan tarafından kabul edilen Bulut Aras gibi sevinç nidaları atarak rektörlük katını turlayasım geldi ama onun yerine okul çıkışı soluğu spor salonunda alıp 10K'cık koştum. İyi de oldu haftasonu pazar günü yarış var. Zira ben bu gazla ipi de göğüslerim belki belli mi olur.

Hiç yorum yok: