30 Eylül 2010 Perşembe
soruyorum size
Bugün Eylül'ün son günü....Bir seneyi daha devirmek üzereyiz. Ekim, Kasım ve Aralık kaldı yani üç ay sonra al sana yeni bir yıl. Yaw ne kadar sinir bozucu. Saatler, günler, aylar son sürat ilerliyor ve ben bunun gerçekten farkında değildim yani tamam farkındaydım da bu kadar hızlı geçip gittiğini, kafamda taptaze durdukları için geçen ay olduğunu sandığım olayların veya meselelerin üstünden aslında bir ila beş yıl geçtiğini karşımdakilerin "ooooo o filanca senedeydi" demelerinden anlıyorum. Bir de daha çok kısa bir süre (bakın yine aynı şey benim için çok kısa bir süre önce olduğunu sandığım bu olayın üzerinden altı yedi sene geçmiş) önce üçüncü beşinci sınıfta bıraktığım öğrencilerimin artık koskocaman birer adam ya da hanım olduklarını meşhur paylaşım sitesindeki resimlerini görünce anlıyorum. Oysa ben her sabah kalkıyorum aynaya bakınca hep aynı yüzü görüyorum. Yıllardır bu yüz aynı, pek birşey değişmedi ya da değişti ve hatta ben oldukça yaşlandım da gözüme perdemi indi de ben yaşlandığımı göremiyorum acaba? Yoksa bir sabah kalktığımda kendimi Benjamin Button gibi birden yaşlanmış mı görücem? Şimdi soruyorum bilenlere bende mi bir anormallik var yoksa herkes mi aynı şekilde hissediyor?
29 Eylül 2010 Çarşamba
sertaç mortaç'a sevgilerimle
Sevgili Sertaç Mortaç,
Sizin, göbekten siyah Marmara Birlik sele zeytini yemeli klibinizle Türk pop müzik piyasasına bomba gibi düştüğünüz dönemde benim bıyıklarım henüz terlemekte, daha iple filan kuaförlerde aldırmamaktaydım. İnce telli küt kesim saçlarınız ve sağa sola salladığınz kafanızla bende herhangi bir hayranlık uyandırmadınız bunu baştan söyleyeyim. Hatta sanırım önceleri kimselerde hayranlık uyandırmadınız zira uzun bir süre sizin kadın mı erkek mi yoksa ne olduğunuz konuşulmuştu gayet açık seçik hatırlıyorum.
Ben büyüdüm, siz de büyüdünüz. Bir nevi birlikte yaşlandık denilebilir. Hayatımın her döneminde bir şarkınızla arkada fon oluşturdunuz. Yıllardır hep aynı melodi ve birbirininin benzeri sözlerle o kadar çok şarkı yaptınız ki ben ancak klip çekerseniz ve ben bunlara kazara televizyonda denk gelirsem anladım şarkınızın yeni olduğunu. Aksi takdirde şarkılarınızın yeni olup olmadığını hiç ama hiç anlamıyorum çünkü hepsinde istisnasız "rrrrrrrrrrr"lerle dolu nakaratlar ve bizim lisede yazdığımız "sepet sepet yumurta sakın beni unutma" gibi kafiyeli sözler var. Kabul ezberlemesi kolay da abicim o kadar yıl geçti, azıcık değiştir artık kendini ve lütfen o yılan dansını da değiştir. Bu aralar yeni albümünün son iki klibi oynuyor televizyonlarda; "poşet" ve "mikrop". O kadar yaratıcı sözleri var ki gözlerim yaşarıyor (hayır sevinçten değil sinirden).
Ben ne sana taparım ne seni ararım ne trip atarım
Sen ne beni oyala ne omuz ovala işime bakarım
Ben o nazı çekemem günaha giremem kötü söz edemem
Aşk bu kızıl ötesi yaralı müzesi hareket edemem
Acılarım heveste güneş açar aheste bir kapalı kafesteyim
Topu topu bi deste ara sıra bi besle iki nota bir besteyim
Seni çöpe atacağım poşete yazık
Bi sigara yakacağım ateşe yazık
Aşk gidene acımak mı?
Bu yükü taşımak mı?
Yarayı kaşımak mı?
Sor iyisi çıkacak mı?
İçime akacak mı?
Ve güneş açacak mı?
Yıllardır hep aynı şey. Giden kadına posta koyma durumu. "Git leyn ne yaparsan yap umrumda değil, sen zaten hiçbirşeye değmezdin" havaları. Zaten sizden sonra pop müzikte kimse gidenin ardından ağlamadı. Herkesde "beni istemeyeni ben hiç istemem hali". Aferim size. Böyle devam edin. Sanırım siz yeni tür arabesksiniz. Yok aşağılamıyorum. Aslında sizinki büyük başarı. Şu koca ülkede kim kaportacılıktan böyle tanınan bir şarkıcılığa giden yolu başarabilir. Ancak Brezilya dizilerinde olacak birşey olmuş sizin hayatınızda. Tekrar aferim.
Ha son olarak Allah aşkına dansçılarınızı değiştirin. Ne öyle dans etmek! Sanki arkadan birileri elektrik veriyormuş gibi tir tir titriyorlar dans etmek yerine. Hele o pek beğendiğinizi düşündüğüm kızıl uzun saçlı mavi gözlü koca dudaklı dansçınızı acilen değiştirin. Geceleri rüyalarıma giriyor öcü niyetine.
Benden bu kadar. Bugün koşu bandında sizin yeni!!! klibinizi görüp sinirlerim zıplayınca içimden size yazmak geldi. Artık yaşlandık, diyorum ki şöyle gün yüzü ile sizden farklı birşeyler dinleyebilecek miyiz acaba? Ne dersiniz sevgili Mortaç?
Serdar Ortac - Poset
Yükleyen teknikerozcan. - DiÄ�er müzik videolarına göz atın.
Sizin, göbekten siyah Marmara Birlik sele zeytini yemeli klibinizle Türk pop müzik piyasasına bomba gibi düştüğünüz dönemde benim bıyıklarım henüz terlemekte, daha iple filan kuaförlerde aldırmamaktaydım. İnce telli küt kesim saçlarınız ve sağa sola salladığınz kafanızla bende herhangi bir hayranlık uyandırmadınız bunu baştan söyleyeyim. Hatta sanırım önceleri kimselerde hayranlık uyandırmadınız zira uzun bir süre sizin kadın mı erkek mi yoksa ne olduğunuz konuşulmuştu gayet açık seçik hatırlıyorum.
Ben büyüdüm, siz de büyüdünüz. Bir nevi birlikte yaşlandık denilebilir. Hayatımın her döneminde bir şarkınızla arkada fon oluşturdunuz. Yıllardır hep aynı melodi ve birbirininin benzeri sözlerle o kadar çok şarkı yaptınız ki ben ancak klip çekerseniz ve ben bunlara kazara televizyonda denk gelirsem anladım şarkınızın yeni olduğunu. Aksi takdirde şarkılarınızın yeni olup olmadığını hiç ama hiç anlamıyorum çünkü hepsinde istisnasız "rrrrrrrrrrr"lerle dolu nakaratlar ve bizim lisede yazdığımız "sepet sepet yumurta sakın beni unutma" gibi kafiyeli sözler var. Kabul ezberlemesi kolay da abicim o kadar yıl geçti, azıcık değiştir artık kendini ve lütfen o yılan dansını da değiştir. Bu aralar yeni albümünün son iki klibi oynuyor televizyonlarda; "poşet" ve "mikrop". O kadar yaratıcı sözleri var ki gözlerim yaşarıyor (hayır sevinçten değil sinirden).
Ben ne sana taparım ne seni ararım ne trip atarım
Sen ne beni oyala ne omuz ovala işime bakarım
Ben o nazı çekemem günaha giremem kötü söz edemem
Aşk bu kızıl ötesi yaralı müzesi hareket edemem
Acılarım heveste güneş açar aheste bir kapalı kafesteyim
Topu topu bi deste ara sıra bi besle iki nota bir besteyim
Seni çöpe atacağım poşete yazık
Bi sigara yakacağım ateşe yazık
Aşk gidene acımak mı?
Bu yükü taşımak mı?
Yarayı kaşımak mı?
Sor iyisi çıkacak mı?
İçime akacak mı?
Ve güneş açacak mı?
Yıllardır hep aynı şey. Giden kadına posta koyma durumu. "Git leyn ne yaparsan yap umrumda değil, sen zaten hiçbirşeye değmezdin" havaları. Zaten sizden sonra pop müzikte kimse gidenin ardından ağlamadı. Herkesde "beni istemeyeni ben hiç istemem hali". Aferim size. Böyle devam edin. Sanırım siz yeni tür arabesksiniz. Yok aşağılamıyorum. Aslında sizinki büyük başarı. Şu koca ülkede kim kaportacılıktan böyle tanınan bir şarkıcılığa giden yolu başarabilir. Ancak Brezilya dizilerinde olacak birşey olmuş sizin hayatınızda. Tekrar aferim.
Ha son olarak Allah aşkına dansçılarınızı değiştirin. Ne öyle dans etmek! Sanki arkadan birileri elektrik veriyormuş gibi tir tir titriyorlar dans etmek yerine. Hele o pek beğendiğinizi düşündüğüm kızıl uzun saçlı mavi gözlü koca dudaklı dansçınızı acilen değiştirin. Geceleri rüyalarıma giriyor öcü niyetine.
Benden bu kadar. Bugün koşu bandında sizin yeni!!! klibinizi görüp sinirlerim zıplayınca içimden size yazmak geldi. Artık yaşlandık, diyorum ki şöyle gün yüzü ile sizden farklı birşeyler dinleyebilecek miyiz acaba? Ne dersiniz sevgili Mortaç?
Serdar Ortac - Poset
Yükleyen teknikerozcan. - DiÄ�er müzik videolarına göz atın.
28 Eylül 2010 Salı
kara böcek ve ben / sonbahar notları 1
Baktım annem arızaya bağladı bu aralar, digital günlüğüne eskisi gibi her gün her gün not düşmüyor ben girdim devreye. Zaten küçüklüğümden beri annemin bilgisayarında ben de birşeyler döktürmek isterdim de bir türlü fırsat olmazdı şimdi fırsat bu fırsat ben aldım elime sazı.
Çook sıcak geçen günlerin ardından limonata tadında bir havanın keyfini sürüyoruz kara böcek arkadaşım / sevgilim / herşeyim Kara ve ben. Sabah annem işe gidinceye kadar balkon keyfi yapıyoruz. Bıraksalar akşama kadar balkonda takılırız ama annem düşeriz falan diye korkuyor, işe giderken bizi içeri sokuyor. Evde de bütün gün yapacak pek birşey olmuyor. Canım çok sıkılırsa Kara'yı kovalıyorum evin içinde. Azıcık hareket oluyor. Onun dışında annemin işten dönmesini bekliyoruz. Eve gelince mutlaka bana sıkı sıkı sarılıyor. Sanırım beni çok özlüyor. Aslında böyle sıkı sıkı sarılmasını pek sevmiyorum ama işin ucunda o lezzetli ıslak mamalardan olduğu için pek sesimi çıkarmıyorum. Aslında annem vermeyecek o mamalardan bana, malum kilo problemim var. Yazın sıcaktan tüylerle birlikte bir iki gramcık da vermiştim sanki ama yine aldım galiba. Cumartesi veteriner Hande'ye gidecekmişiz. Annem telefonda koulurken duydum. O güne kadar saklanacak bir yer bulmam lazım ama ne zaman saklanmaya kalksam koca popomu bir yerlere sığdıramadığım için annem hemen buluyor beni. Zaten bulduğunda da hemen "koca popolu gel buraya" diye eğleniyor benle. Evet koca popoluyum ne olcek? Yiyiyorum işte sefam olsun! Bir balkon bir de yemek keyfim var onu da kaybedemem valla. Bu yazı böyle havadan sudan oldu. Bu seferlik böyle olsun. Kara ile maceralarımızı burdan anlatmaya devam edicem, beni okuyun. Hatta followerslara da kaydedin kendinizi.
22 Eylül 2010 Çarşamba
ruhumla tek başına
Ben: Sevgili ruhum, otur karşıma da konuşalım biraz!
Ruhum: Noldu?
Ben: Valla asıl benim sana sormam lazım. Noldu?
Ruhum: Biliyorsun bu aralar herşey ağır geliyor, üstüme üstüme geliyor. Canım sıkılıyor.
Ben: Senin canın sıkılıyor sonra beni sıkıyorsun.
Ruhum: Biliyorum.
Ben: Bu böyle gitmez ama biliyosun di mi? Hep mutsuz hep mutsuz. Biraz herşeyi abartmıyor musun? Neden oluruna bırakmıyorsun? Ne olacaksa olmayacak mı zaten?
Ruhum: Öyle, doğru diyosun. Ben de sürekli kendime aynı şeyleri söylüyorum. Mutlu olmak ve şükretmek için çok neden var diyorum ama sonra bu iki saat sürüyor. İki saat sonra yine unutup eskisi gibi düşünmeye başlıyorum.
Ben: Bak bu iş ciddi! Ya sen bu tutumunu değiştireceksin ya da ben seni terkedicem. Anlıyor musun? Daralttın içimi yahu! Valla aşağıda beden bir gün isyan edecek haberin olsun. Bak hiç uçuk çıkmazdı şimdi sıkıntıdan ucukluyosun. Nedir bu kardeşim böyle? Bana kastın mı var?
Ruhum: Yok ya bilerek yapmıyorum.
Ben: Akıllan diye gittim bir sürü kitap aldım sana. Şu Aykut Oğut ne güzel yazmış. Hani deneyecektin orda yazanları?
Ruhum: Deneyeceğim.
Ben: Ne zaman? Bugün yarın ömür geçiyor. Senin yüzünden iyice uyuz, nemrut, vıdı vıdıcı biri oldum çıktım yahu! Değişmeyeceksen bırak beni! Ben başka bir ruh istiyorum. Ya da adam ol değiş! Sal kardeşim herşeyi çayıra!
Ruhum: Öyle mi diyosun! Gerçekten değişmeye çalışıyorum!
Ben: Çalışma dene! Herşeyden önce şükret sahip olduklarına! Böyle bir hayatı olamayanlar var!
Ruhum: Tamam söz sana yapmıyacağım bir daha öyle kötü kötü şeyler. Aklına getirmeyeceğim olumsuz şeyler. Tamam mı? Affettin mi beni?
Ben: Valla bu kaçıncı söz verişin ama severim seni. Bu yüzden sana bir şans daha. Bak gözüm üstünde, bir daha beni sıkarsan külahları değişiriz haberin olsun.
Ruhum: Tamam! söz!
Ben: Bak görüyorum parmaklarını çapraz yapıyosun! Yalandan söz verme!
Ruhum: Noldu?
Ben: Valla asıl benim sana sormam lazım. Noldu?
Ruhum: Biliyorsun bu aralar herşey ağır geliyor, üstüme üstüme geliyor. Canım sıkılıyor.
Ben: Senin canın sıkılıyor sonra beni sıkıyorsun.
Ruhum: Biliyorum.
Ben: Bu böyle gitmez ama biliyosun di mi? Hep mutsuz hep mutsuz. Biraz herşeyi abartmıyor musun? Neden oluruna bırakmıyorsun? Ne olacaksa olmayacak mı zaten?
Ruhum: Öyle, doğru diyosun. Ben de sürekli kendime aynı şeyleri söylüyorum. Mutlu olmak ve şükretmek için çok neden var diyorum ama sonra bu iki saat sürüyor. İki saat sonra yine unutup eskisi gibi düşünmeye başlıyorum.
Ben: Bak bu iş ciddi! Ya sen bu tutumunu değiştireceksin ya da ben seni terkedicem. Anlıyor musun? Daralttın içimi yahu! Valla aşağıda beden bir gün isyan edecek haberin olsun. Bak hiç uçuk çıkmazdı şimdi sıkıntıdan ucukluyosun. Nedir bu kardeşim böyle? Bana kastın mı var?
Ruhum: Yok ya bilerek yapmıyorum.
Ben: Akıllan diye gittim bir sürü kitap aldım sana. Şu Aykut Oğut ne güzel yazmış. Hani deneyecektin orda yazanları?
Ruhum: Deneyeceğim.
Ben: Ne zaman? Bugün yarın ömür geçiyor. Senin yüzünden iyice uyuz, nemrut, vıdı vıdıcı biri oldum çıktım yahu! Değişmeyeceksen bırak beni! Ben başka bir ruh istiyorum. Ya da adam ol değiş! Sal kardeşim herşeyi çayıra!
Ruhum: Öyle mi diyosun! Gerçekten değişmeye çalışıyorum!
Ben: Çalışma dene! Herşeyden önce şükret sahip olduklarına! Böyle bir hayatı olamayanlar var!
Ruhum: Tamam söz sana yapmıyacağım bir daha öyle kötü kötü şeyler. Aklına getirmeyeceğim olumsuz şeyler. Tamam mı? Affettin mi beni?
Ben: Valla bu kaçıncı söz verişin ama severim seni. Bu yüzden sana bir şans daha. Bak gözüm üstünde, bir daha beni sıkarsan külahları değişiriz haberin olsun.
Ruhum: Tamam! söz!
Ben: Bak görüyorum parmaklarını çapraz yapıyosun! Yalandan söz verme!
15 Eylül 2010 Çarşamba
içim karanlık
Size de olur mu hiç? Şöyle sular seller gibi ağlasam der misiniz? Benim böyle ağlayasım var, şöyle dolu dolu gözyaşlarımı fışkırta fışkırta ağlamak geliyor içimden. Nedensiz öylesine içimden geliyor! Böyle hakkıyla ağlasam yıkayacağım herşeyi, tertemiz olacak gibi geliyor. Ama çıkmıyor gözyaşları biraz uyumak isteyip de uyuyamamak, oturmak isteyip de oturamamak gibi işte. İçim karanlık bu aralar, sonbahardan mı ne? Geçer...bu da geçer..Güneş açar yeniden. Öyle olmalı di mi?
of pof afra tafra
Pazartesiden beri hem evde hem de işte yoğun bir tempo hüküm sürmekte. Cuma'ya kadar da belli bir miktar parayı bulursam (kredi alıp alamayacağıma karar vermeye çalışıyorum) hayallerime doğru yelken açmaya başlayacağım. Düşünmekten yine sivilce çıkardım. Amaaan hayat bu aralar bana afra tafra of pof işte.
13 Eylül 2010 Pazartesi
kış programı
İlkokuldaki hayat bilgisi kitabında bir bölüm vardı. Eğer yanlış hatırlamıyorsam adı "Kışa Hazırlık" idi. Bütün ünite boyunca kışa nasıl hazırlanıldığı anlatılırdı. Tarhanalar yapılır, ev badana yaptırılır ve temizlenir, diğer eksikler giderilirdi. "Ben de bu haftasonu tarhanamı, eriştemi, temizliğimi yaptım evimi kışa hazırladım" diye bir cümle yazmak isterdim buraya ancak henüz bu cümlenin tarhanalı ve erişteli kısmını annemden karşılıladığım için sadece evin temizlenmesi kısmı benim. Bu sefer gerçekten kış temizliği gibi oldu. Koltuk kılıfları yıkandı, yaz başında kalkan halılar serildi, dolaplar temizlendi ve ilk etap verilecekler verildi. Dün de bütün bu hazırlıklara destek verircesine hava iyice serinledi, şakır şakır yağmur yağdı. Valla özlemişim yağmuru hiiiç şikayetim olmadı.
Kısacası artık akşam sekizde hava kararır, bütün referandum, basket maçı, bayram seyran tantanası geçip gitmiş ve televizyonlar da yeni yayın dönemine başlamışken kış programı bugün itibariyle startı verdi. Hadi hayırlısı....
Kısacası artık akşam sekizde hava kararır, bütün referandum, basket maçı, bayram seyran tantanası geçip gitmiş ve televizyonlar da yeni yayın dönemine başlamışken kış programı bugün itibariyle startı verdi. Hadi hayırlısı....
Etiketler:
hayat mamak meseleleri,
Ve melankoli
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)