22 Mayıs 2013 Çarşamba

barış parkı

Ayakkabı almak için çıkınca ööle çok uzun dolaşmam ben. Belli birkaç tane tecrübeyle sabit yerim vardır oralara gider, vitrine bakar, dükkanın içine girer, şöle bir etrafı kolaçan ederim. "Beni al!" diyen ayakkabı bu sırada göz kırpar bana. İşareti alır, denerim. Daha ayağıma giyerken bellidir, onun alınıp alınmayacağı. Eğer aramızda bir enerji, aşk doğmuşsa tamam, pakete girer evdeki arkadaşlarının yanına gitmeye hazır olur. Sonrasında okşaya okşaya giyerim kendisini. Başına birşey gelmesin, taşlar façasını bozmasın diye seke seke yürürüm.
Ev tutarken de ayakkabı alır gibi davranıyorum. Önce evin dışına bakıyorum. Kendimi o apartmanın içine girerken hayal ediyorum. Bahçesi var mı, bahçede ağacı var mı bunlara bakıyorum. Şimdi oturduğum evi tutarken de öyle oldu. Baktım dıştan güzel bir bina, bahçede bir sürü bitki (ortancalar, hanımelleri vs.) ama en önemlisi girişi çevreleyen altı tane ağaç. "Tamam" dedim birinci basamağı geçtik. Sonra kiralık olan daireden içeriye girince benim yelkenler suya indi. Mutfak kocaman, salon kocaman, balkonu kocaman. Balkon kapısını açıp, kafamı dışarıya uzatınca gördüğüm park da evin artılarına artı kattı. O zaman yaptığım hesaba göre, bebeğim olunca onu alıp evin hemen yakınındaki bu parka götürecek ve birlikte keyifli keyifli dolaşacaktık (tabi bu hesaba yukarıdaki, baş parmağını, işaret ve orta parmağının arasına sokarak cevap verdi bana ama olsun, "vardır bir bildiği" diyerek konuyu geçiyoruz).


Neyse bebeğimi götüremiyorum bu parka ama her gün oraya götürdüğüm bir köpeğim var. Sabahları Köfte bey'i dolaştırırken sabah yürüyüşü yapan hanım teyzeleri ya da bey amcaları izlemek keyifli oluyor. Arada akşamları ders dönüşünde de sırf orada tepişen, bağrışan çocukları görmek, bir gözü çocuklarında bir gözü arkadaşlarında günlük dedikodu istikakını dolduran anneleri kesmek ya da işten yorgun argın gelmiş ama eşleri tarafından kucaklarına çocuklar tutuşturularak bizim parka gönderilmiş, şort altına siyah soket çorap giyen bezgin ama çaresiz babalara bıyık altından gülmek için yolumu bu parka düşürüyorum. Topu topu on dakikayı bile bulmayan bu geçişlerimde oradaki çocukların bağırışlarını, koşuşmalarını, o kaosu, sırf bana baharın iyiden iyiye geldiğini ve ne olursa olsun hayatın devam ettiğini, etmesi gerektiğini ve kuyruğu her zaman dik tutmanın zorunluluğunu hatırlattıkları için seviyorum. Bu yüzden her geçişimde dudaklarım istemsiz yukarı doğru kıvrılıyor ve içimde çok derinlerden bir yerden birisi şunu fısıldıyor: "Keşke Köfte bey dile gelse de 'anne, beni parkta salıncağa götürsene' dese".

1 yorum:

Yeliz İnceoğlu dedi ki...

Ben de ne zaman alışveriş yapsam ilk gördüğümü döner dolaşır alırım. Aklım hep onda kalır. Bu nedenle kendimi çözdüğümden artık ilk gördüğümü alıp çıkıyorum. Kısa ve net. :)