9 Şubat 2012 Perşembe

hah bu da oldu sonunda


Mutfak Sanatları Akademisinde mutfağa indiğimiz ilk günlerde bize söyledikleri birkaç önemli kuraldan bir tanesi, mutfakta gözümüzün yaşına bakılmayacağı idi. "Kimse size acımaz, olaya konsantre olup, hızlı hareket etmeniz ve gelen siparişi en hızlı sürede teslim etmeniz esastır" dediler. Ayrıca şunu da eklediler, "mutfak, iş stresinin en yoğun olduğu yerdir, her yer bu okulun mutfağı gibi güllük gülistanlık değildir, bi sürü kavga görürsünüz, tavaların uçuştuğuna şahit olursunuz" dediler. Çok büyük saflık ama ben hiç tavaların uçuşacağını göreceğimi düşünmemiştim, dün akşam gördüm (boyum uzadı!).
Bizim mutfakta çalışanlar, daha öncede yazdım iyiler hoşlar ama içlerinden bir tanesi Aksi Şirin. Bu Aksi Şirin'nin herkesle dalaştığını söylemişlerdi ama pek bir yamuğunu görmemiştim, ta ki geçen hafta cumartesiye kadar. Cumartesi günü, karlı geçen bir haftanın ardından oldukça iyi iş yaptık. Bütün hafta yatan ekip, o gece birbiri ardına gelen müşterilerle iyice keyiflenmiş, harala gürele çalışmaktaydı. Saat dokuz buçuğa doğru siparişler yavaşlamaya başladı, yatış moduna geçtik. Sondan birkaç önceki sipariş, mantar soslu bonfileydi. Bu Aksi Şirin, benden arkamda duran dolaptan patates kızartması göndermemi istedi. Bende hazırlamakta olduğum makarna sosundan kafamı kaldırıp, "Neyle vericem S.Usta? Bir kap ver, ona koyayım!" dedim. Ama ooohhooo demez olaydım, bunun bir anda tersi döndü. Poposuyla pantalonunun cebi arasındaki sınır bölgeyi gösterip, böyle ağzını da nobran mahalle teyzeleri gibi yamultup, koca sesiyle "Getir cebine koy!" diye bağırdı. Resmen bağırdı adam. O bunu yaptıktan sonra mutfakta bir an zaman dondu, hani böyle ormandasınızdır kar yağmıştır da ortada derin, garip bir sessizlik vardır ya, o çöktü mutfağa. Herşey beş dakika bile sürmedi ama ben bu beş dakikada ona daldım, suratına okkalı bir yumruğu geçirdim ve kafasına tavayı geçirip, tavada kafatasının resmini çıkardım. Tabii kafamda oldu bitti herşey, bir yandan bunları düşündüm bir yandan da bunları gerçekten yapsam ne olabileceğinin ihtimali hesapladım. Bu hesaba göre 1.85 boyundaki bu koca elli koca ayaklı adama dalsam herhalde dayak atacam diye mahalleli çocuklara dalan sonra da sümüğü ile donunu çeke çeke dönen Gırgır'daki Avni'ye benzerdim. Hiçbirşey yapamadım tabii, öfkem içimde patladı, beş dakikayı bile bulmayan o sürede ben ona bakıp, kafamı önüme eğdim çünkü mutfak kuralı, eğer acemiysen ustana asla karşılık veremezsin. Şimdi konuşmuyoruz kendisiyle. Küstü bana. Ertesi gün mutfağa geldiğimde hiçbirşey olmamış gibi davranmama rağmen ağzını açıp tek kelime etmedi, neymiş ben ona tavır yapmışım.(Aferim iyi yapmışım).
İşte dün akşam bu Aksi Şirin, bu sefer bir garsona daldı. Gelen Sezar pollo siparişinin, pollo yani tavuk kısmını hazırlaması gerektiği halde, hazırlamayı unutmuş. Siparişi almaya gelen garson, "e kardeşim niye hazırlamıyorsun siparişi" diyince, aklı olan insanın yapması gerektiği gibi, "yaw kardeş, unutmuşum, iki dakka idare ediver, çıkarıcam" demek yerine "ne tırıvırı yapıyosun" diye başlayıp, özlü ataküfürlerimizle olayı bağladı. Tabii garson abimizde, bitirim bir şey, " vay sen misin bana bunları söyleyen!" diye giriştiler birbirlerine. Ne mutfakta bayan var küfür etmeyelim nezaketi kaldı ne içeride müşteri var bizi duyar endişesi. Tabaklar, maşalar, tencere kabakları uçuştu havada. Bu arada ben de arkam dönük, olan bitene ara ara bakıyorum. Hayır, utanmasam tezgahın üstüne oturup ayaklarımı sallaya sallaya boks maçı izler gibi olan biteni izleyip, bütün bahisleri garsonun üstüne oynayacağım ama rahat rahat kavga etsinler, benim izlediğimi anlamasınlar diye onlar orada kavga ederken, ben bar için kurabiye yapmaya çalıştım. Akşam kendi halime çok güldüm ama yapacak daha iyi birşey yoktu, en iyisi hiçbirşey olmuyormuş gibi davranmak dedim kendi kendime çünkü mazallah bunlar deli bir de "ne bakıyosun?" diye benim üstüme sıçrayabilirlerdi.
Yaa işte böyle kafama tava yemeden bir mutfak kavgası ile de tanışmış olduk. Acaba diyorum taksiciden almış olduğum ileri sürüş tekniği dersi gibi,bir bilenden bıçak atma ya da karate dersi falan mı alsam? Hayır, günü birinde lazım olur, tavayı iyi sallamak lazım.

5 yorum:

annemahsustan dedi ki...

: ))))
Çok güldüm okurken. ASlında anlatış şeklinize hayran kaldım.
Walla acemi olmak sabır işi.
Benim de müdürüm sabah eşi ile kavga ederdi, daha şirkete gelmeden telefon açıp tüm öfkesini bana kusardı. Ben de o gelene kadar salya sümük ağlardım. Hey allahım ne günlerdi.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Komşum,
Ciddi olarak tehlikeli bi meslek seçmişsin gibi duruyor.
Vaz geçsen mi acaba?
:))

seymsomething dedi ki...

o tür şeyler sadece filmlerde olmuyor muydu ya? :D hani ne yalan söyleyeyim aklımın ucundan geçmezdi böyle stresli bi iş olduğu :D
-sinir anında en iyi bıçak atma ustasından daha usta bir şekilde atarsın merak etme :D aynısının bi değişiği kendi abime terlik atarken onaylamış oldum :D

zero dedi ki...

ah seni bir ben anlarım deyip bir ukalalık yapayım mı:))) anlattığın bu sahnenin içinde değildim ama nedense(?!) kendimi çok içindeymiş gibi hissettim. acaba çok benzerlerinin içinde bulunduğum iiçin olabilir mi?:) ben, benim elimden kan çıkabileceğini gerçek bir mutfağın içine girince anladım ki hiiiç ama hiiiiç kavga seven, hele de şiddet taraftarı falan hiiiç değilimdir. Ah ah bu mutfaklar var ya bu mutfaklar, bana bile kendimi yeniden tanıştırdı. kolay gelsin dilerim çok, mutfak işlerinden ziyade, mutfak iki ayaklıları açısından:))))

zapere dedi ki...

Yamuk Prenses ve 7 cücüklerde aksi-şirin diye birini hatırlamıyorum. Gargamael olmasın o sakın.. :)