20 Aralık 2011 Salı

bu da benim yeni yıl yazım

Bizim katta okuldaki kedi köpek işleri ile ilgilenirken tanıdığım bir Türk Dili ve Edebiyatı öğretim görevlisi yaşını başını almış ama ruhu genç bir hanım var: M. hanım. Reiki, astral yolculuk vs. gibi mistik konularla ilgili kendisi. Ben önce onun gümüş takılarına tav oldum. Böyle koridorda falan karşılaştığımızda gümüş takılarını keserdim. "Şu bileğindeki bileziklerde pek güzelmiş, ben de benimkileri taksam" falan diye düşünürdüm. Sonra köpekleri beslerken gide gele "Gününüz güzel olsunlarla" başladı bizim muhabbet. Geçen sabah koridorda karşılaştık yine. Havadan sudan konuşurken, olay astrolojiye, 2012'nin neler getireceğine, astrologlara, onlara yaptığımız ziyaretlere ordan da hangi astrologun daha iyi olduğuna geldi konu. Kendimizi kaptırmış konuşurken M.hanım oda arkadaşının benim diyen astrologtan daha iyi astroloji haritası baktığını ağzından kaçırınca ben hop atladım."Benim haritama da bakar mı?". O da yaptığı hatayı farketti ama geri dönemedi, "bir sorayım falan" diye mır mır kır kır etti. Neyse sonunda oda arkadaşı P. hanım kabul etti, benim astroloji haritamı çıkardı.
Haritama göre ana burcum terazi, yükselenim oğlak, ay burcum (bu da önemliymiş, ama önemi neymiş diye sormayın aklımda tutamadım) ise balık. Bu demektir ki benim şaftım kaymış. Hepsi ayrı bir grupta. Biri hava biri toprak biri su. Böyle ara ara bunların etkisine giriyormuşum, arada sapıtmam falan bir gruptan çıkıp diğerinin etkisine girmemmiş(demek manik depresif değil, burçlarda grup kayması yaşıyormuşum, eh buna da şükür!!). Sonra böyle herşeyi deli gibi bir anda yapıp bitirmek istemem, her yere acele acele gitmek istemem, sürekli koşturup durmam ve bundan da delice bir zevk almam hep gezegenlerin benim doğum anımda yapmış oldukları açılarla ilgiliymiş. Daha bir sürü (şimdi Allah için) güzel şey söyledi, sıkça "hadi ya!!" dedim ve evet o garip gurup işaretlerle dolu haritaya bakıp, kattaki tuvalette görmesinin dışında benimle ilgili en ufak bir bilgisi olmayan insan beni olduğu gibi tarif etti. Ağzım açık kaldı. Bunun üzerine ben de hevesle o ölümcül soruyu sordum: "çocuğum olacak mı?". Böyle bir büyücü edasıyla haritama yine o garip işaretlere başını eğip, "kesin birşey söyleyemem. Senin o evin zayıf." dedi ve bende film koptu. Ondan sonra söylediklerinin hiçbirini duymadım, böyle uzaklardan bir uğultular geldi ama hiçbirini ayırd edemedim. "Nasıl yani? Hiç mi çocuğum olamayacak?" diye sorunca. "Senin haritanda çocuk ile ilgili evde ikizler var. Bu çocuk açısından pek bolluk gösteren bir işaret değildir. Belki çocuğu olan biri ile birlikte olur ve ona annelik yaparsın. Sana bu konu ile ilgili kesin birşey diyemiyorum malesef" dedi. Bütün konuşmayı benim hiçbir zaman yapmadığım ve asıl öğrenmem gereken şeyi öğütleyip bitirdi. "Sabretmelisin!" dedi. "Sen bunu asla yapmıyorsun. Sabretmeli, içine dönmeli ve içinde asla dinlemediğin o en derindeki sesi dinlemelisin. Bunun içinde yoga yapmalı, meditasyonla uğraşmalısın" (Evet tam benlik şeyler. Yoga ve meditasyon!!!! Ben bunları yapamam ki, beni gülme tutuyor bunları yaparken!!).
Çıktım P.hanımın odasından. Düşünmemeye çalıştım söylediklerini. Ta ki ertesi gün şöyle güzel bir cumartesi sabahında kendime hazırladığım mükellef kahvaltı masasında, eğlence olsun serviste giderken rahat okuyayım diye başladığım PUCCA'nın kitabını okurken, birden bire kitaba damlayan iri gözyaşlarının nedeninin aslında Pucca'nın yazdığı bir cümlenin değil de P. hanımın çocuk meselesi ile ilgili söyledikleri olduğunu anlayana kadar. Beynimin bir yeri sürekli bunu düşünüyormuş demek. Aslında öyle çok çocuk delisi olmamama, yolda milletin bebesine abuk subuk sevgi gösterisi yapıp, hiç tanımadığı çocukları gidip mıncıran, sarılıp duran hatunlarla aramda açık ara fark olmasına rağmen fena halde çocuk istiyorum. Hani deseler bilmem kaç liraya çocuk veriyoruz gidip kredi çekip alacağım bir çocuk o derece. Doğrusu bu değil biliyorum ama kendime hakim olamıyorum. O kahvaltı masasında kitabın üstüne düşen gözyaşlarının bıraktığı ıslaklığa bakarken ben doğarken o açıları yapan gezegenlere de astroloji haritama da bildiğim bilmediğim bütün küfürleri savurdum beni böyle arıza yarattıkları için. O derece nefret ettim kendimden.
Sonra biraz sakinleşince yine aynı şeyi yaptığımın farkına vardım. Sabretmediğimin suyun yolunu bulacağını unuttuğumun farkına vardım. "Dur yahu" dedim. "Vardır her işte bir hayır. Ne zaman birşeyi tuttursan o işte illa bir yamukluk oldu bilmiyor musun" dedim. "Tutturma, bırak akışına, sakin ol" diye diye rahatlattım kendimi .Gerçi bir kırksekiz saat aldı bu sakinleşme olayı ama olsun.
Bu benim yeni yıl yazım. Yeni yılda kendime sağlıktan başka sabretmeyi ve herşeyi akışına bırakmayı becerebilme yetisi diliyorum. Bir de ne olursa olsun yine ayakta kalabileceğimi bildiğimi unutmamak. Tek dileğim bu.

P.S: Bildiğiniz iyi bir yoga okulu var mı?

2 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Ece'se Sun blogunun sahibi tatlı ve şirin Ecemiz yoga öğretmenidir efendim, kendisiyle bir irtibat kursanız derim...

http://ecessun.blogspot.com/

Engin Ergin dedi ki...

Hayatı oluruna bırakmak lazım. Astroloji gibi birtakım öngörülerin doğruluk payı var diye düşünüyorum; ama bunlara takılıp kalırsak zararı yine bize. Yeni yıl dilekleriniz gerçek olsun, mutlu bir yıl hepimizin olsun!