16 Şubat 2010 Salı

yoğurt işkencesi




Bugün ofiste yapacak iş olmayınca, "aslında yapsam iş var da acelesi yok" modu bünyede yaygın olunca, bel bel bilgisayar ekranına bakarken ve bir yandan da yoğurt yiyerek kendime işkence yaparken, günün konusunu buldum; "Yahu bir yoğurt yemek bu kadar mı eziyetli olabilir!"


Sizi bilmem ama ben yoğurdu sadece mantı ile ve köfte, patates yanında severim. Onu dışında kendisi ile seviyeli bir mesafemiz vardır. Öyle "aman Kanlıca'ya gidelim, yoğurt yiyelim, eki eki!" şeklinde biri asla olmadım. Ama şimdi sağlık için ve bebişin yüzü suyu hürmetine oturup bir kase ya da bir minik yoğurt yemem gerekiyor ve bana afakanlar basıyor. Ağzıma attığım her kaşık sanki meşhur pembe öksürük şurubu (Perebron'du adı galiba, ne zaman içsem kusardım küçükken) öyle büyüyor ağzımda, gözlerim yuvalarından fırlıyor yutarken. Kendi kendime bazı teknikler geliştiriyorum bende bu işkencenin daha da az işkence olması için. Bugün muz doğradım içine belki yarın vişne, sonraki gün elma, daha sonraki gün eti çubuk kraker koyarım. Belli mi olur?

Hiç yorum yok: